Blogroll

kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2015

Siz hala uyuyorsunuz.

Bak mesela siz uyuyorsunuz gözlerinizi kapatıp sonra onlar uyuyor şunlar da kafamı nereye çevirsem birileri uyuyor allahaşkına neden herkes uyuyor? bazen geliyorlar böyle ama kim geliyor bilmiyorum belki kaçırdığım keçilerim halimi hatrımı sormaya geliyordur ama biri de gel iki çay içelim demiyor tam diyorum bakın ölüyorum aklımı geri verin daha cümlemi tamamlayamadan gidiyorlar. ama allahaşkına neden herkes gidiyor? ve sonra siz uyumaya devam ediyorsunuz yastığa koyduğunuz başınız hafif mi öyle peki ya yarının getirecekleri yarının gidecekleri hiç mi korkmuyorsunuz her şey boktan herkes gidiyor her gün biraz daha boğuk uykusuzluk gözlerimi yakıyor uyuyamıyorum çünkü uyanmak da biraz gitmek değil mi hayattan, ben gitmek istemiyorum diyorum anlamıyor musunuz? birileri deliriyor birileri ölüyor her yerde kaçak keçiler günler bitiyor günler acıtıyor gecelere ise hiç girmiyorum. Ama siz hala uyuyorsunuz.

Yarabbim. Sen aklıma mukayyet ol, gerisini ben halletmeyi deniycem.

31 Ekim 2014

Belki Ben Biraz Deliyim. Biraz mı? Hadi Ordan!



Belki de ben kurt kılığına girmiş babaanneyim. Kendi kendimi öldürmeyi başaramadığımdan kurdu kandırıp başkaları tarafından kurt sanılarak öldürülmeyi son çare bildim. Kurt kılığına girmiş babaannenin hayaletiyim. Ne korkunçlu ama!

Belki Rumpelstiltskin in sevdalısı olayım derken altınlarına gözümü diktim. Hani kimse para önemli değil demesin bana dürerim! Bazı bazı ben de materyalistim.

Belki de ben sindrella sendromlu külkedisiyim. ama henüz sindrellaya dönüşemedim. Prensimi bulamıyorum bebeyim! Ayakkabımı gidip gözüne soksam, bak bu benim, ben Sindrellayım, şimdi öyle gözükmeyebilirim ama hayatının aşkı benim, kaybedeyim deme sikerim! Öhm. diyemediğimden desem de anlaşılamadığımdan bu haldeyim. Nerede benim masal perim?

Belki Hansel ve Gretel'in katili cadı benim. Öyle bir yalnızlığa mahkum edilmişim ki karşıma çıkan ilk insanı nasıl seveceğimi bilmeden canından ettim. Çünkü bilirsin, sevmenin azı karar çoğu ölüm! Öyle herkesi her şeyinle sevemezsin. Sevemedim.


Belki iyi olduğumu sanarken kötü, kötüyüm ben diye korkarken iyiyim. Birileri olmaya çalışırken hani belki de hiç kimseyim. Masal karakterlerini bile çarpıtarak kendine oyun alanı yaratan biriyim. Bak bu daha korkunçlu işte! Kendi gerçeğimi kabullenemiyorum ben,çıkacak çivisi bile kalmayan bu düzen mi benim diyeceğim?

Tamam lan o kadar da fantastik değilim.


 Ne var? Sen çok mu normalsin?

19 Eylül 2014

Aynen Öyle.


İyi geceler arkadaşlar! ( Tanrım sen bana postlara giriş cümlesi yazabilme yeteneği ver,Amin. )

Hazır düzenli olarak bloga uğruyorken muhtemelen devamı zar zor gelecek bir seri başlatmaya karar verdim. Sevdiğim takip ettiğim dizilerden, blog başlığından da anlayabileceğiniz üzere 'Aynen Öyle' dediğim bazı alıntıları caps eşliğinde paylaşmak istiyorum. Komikli ya da ciddili olabilir, hayat dersi verebilir ya da son derece saçma olabilir çümkü benim ruhum saçma. Umarım siz de benim kadar eğlenirsiniz ^.^

Gilmore Girls'ü son izlememin üzerinden 1 yıl geçmiştir sanırım ama diziye olan aşkım hala hız kesmeden devam ediyor. Bu geceyi ve ilk postu da bu nedenle - acıkmış olmamla hiç alakası yok - Lorelai Gilmore ve onun yiyecekler hakkındaki eşsiz bilgeliğine adıyorum.

Here we go!






Lorelai her zaman güçsüzün yanındadır!





Congratulations, you've been Gilmored! ( Bunu yapmasam içimde kalırdı eheh ^^ )


6 Mart 2014

Doctor Who Yazı Dizisi / Sezon 1 - Rose



Baştan uyarayım, bu yazı dizisi bol bol spoiler içerir. Diziyi henüz izlemediyseniz okumanız tavsiye edilmez. :)


  Sanırım yaklaşık 2senedir Doctor Who izliyorum, kimilerine göre kısa bir süre ama önemli olan nicelik değil nitelik diyerek o 2senelik zamanda kendime Whovian demeyi hakedecek kadar geliştirdim kendimi bence :) Yeni tanıştığım insanların benimle ilgili öğrendiği ilk şeylerden biridir Doctor Who hayranlığim. Hani o derece :) izleyenlerin bildiği üzere 8.sezonun başlamasına daha aylar var ve ben artık beklemekten çatlayacağım. Hiç değilse diğer hayranlarıyla eski bölümleri yad edeyim, özlem gidereyim, ve Doctor Who nun mükemmel dünyasını paylaşayım diyerek, yeni yazı dizimi burada başlatıyorum! Haydi hepimize hayırlı olsun. :)

İlk bölümümüzle başlayalım o zaman: Rose!



 Modern serinin ilk bölümünde Doctor'un 2sezon boyunca yol arkadaşı olacak Rose'un sıradan hayatını, erkek arkadaşı ve annesiyle olan ilişkisini, Doktorla ve Tardisle ilk karşılaşmasını, plastik adamlarla savaşıp kazanmalarını izliyoruz. Bölüm sonunda Rose sıradan hayatını bırakıp Doktorla seyahat etmeyi kabul ediyor ve yeni dünyalara adım atıyor. ( Hani Rose kadar sıradan hayatım olmasın, hatta dünyanın en eğlenceli hayatına sahip olayım, ben yine giderdim Doktorla, gitmeyecek olan var mı? Nope. )



 Bölümün kötüleri:
Nestene bilinci tarafından kontrol edilen plastik adamlar! Sanırım Autonlar olarak adlandırılıyorlardı. Bana kalırsa modern serinin en sıkıcı düşmanlarındandı Autonlar ama bölümün daha çok Doktor ve Rose'u tanıtma, bir giriş bölümü olduğunu düşünürsek affedilebilir bir durum. İlk bölümden Dalekleri çıkaracak halleri yok sonuçta :)

Allahım nasıl komikler :))

Favori sahnelerim:  

  • Doktorun London Eye'ın verici olduğunu bir türlü farkedememesinin ardından Eccleston'la bütünleşmiş 'Fantastic!' sözü ile biten sahne :)
  • Rose ile Mickey Doktor'u araştırırken Mickey'nin plastiğe dönüşmesi.
  • Rose'un ilk kez Tardis'e girişi.
  • Jackie'nin geceliğiyle Doktor'a kur yapışı. Heheheheh :)

                         
  • Ve tabii ki ' Pek çok gezegenin kuzeyi var! ' sahnesi :)


Ben sizin koşmanızı yerim.

Favori diyalog:
Rose: Gerçekten, Doktor. Söyle bana. Sen kimsin?

Doktor: Dünyanın dönüşü hakkında ne dediğimizi bilmek ister misin? Sizler çocuk iken size ilk kez dünyanın döndüğünü söylediklerinde inanamazsınız çünkü herşey olması gerektiği yerdedir. Ama ben hissedebiliyorum. Dünyanın dönüşünü.Ayaklarımızın altındaki zemin, saatte 1.000 mil hızında dönüyor. Tüm gezegen güneşin etrafında saatte 67.000 mil hızında hareket ediyor. Bunu hissedebiliyorum. Boşluğa düşüyoruz, sen ve ben. Bu küçücük dünyanın kabuğuna yapışmışız. Eğer bırakırsak... İşte bu benim. Şimdi beni unut, Rose Tyler.Evine git.




    
  


İlk bölüm hakkında genel değerlendirmem böyleydi. 1.sezonu izlemeyeli baya olduğu için unuttuklarım ve eksiklerim olabilir, şimdilik hoşgörün. Zamanla daha güzel olur diye umuyorum :)


 The End of the World yazısında görüşmek üzere :)


Bu da bonus olsun :)))


                                                                             



5 Aralık 2010

An gelir sinirlenirim.


Geçenlerde trene binmiş eve doğru gidiyordum ki,duraklardan birinde bir çocuk köpeğiyle birlikte vagona girdi.Tabii bu duruma alışık olmayan insanlarımızdan -ben de dahil olmak üzre- çeşit çeşit tepkiler verdi.İzninizle pek canımı sıkan bir tepkiyi paylaşmak istiyorum sizinle burada.İzin vermezseniz paylaşmicam gibi bir etki oluşmasın üstünüzde,öyle bişi demedim hayır .
Kadının biri,köpeği görünce yerinde duramamaya,değişik kıpırdanmalar içine girmeye başladı,ardından ilk gördüğü görevliye trenlere hayvan sokmak yasak değil mi,biz bunları burada görmek zorunda mıyız diye hümkürdü.Evet,hümkürdü.Köpek de o sırada sahibinin ayaklarının dibinde sakince yatmaktaydı.Şimdi ben de o sırada içimden geçenleri hümkürmek istiyorum.
A beyin gelişiminden zerre nasibini almamış kadın!Sırf sen korkuyorsun diye,orada sesini çıkarmadan masum masum duran hayvana senin bulunduğun yerde bulunmaması gerektiğine karar verecek gücü kendinde nasıl buluyorsun ha?Bu nasıl bir kendini üstün görmektir?
Belki ben de senin gibileri görmek istemiyorumdur o vagonda onu napcaz?Ya da mağaradan yeni evrilip de gelmiş ayıları?Ya da mikrofon yutmuşçasına konuşup tüm hayat hikayesini reklam eden görgüsüzleri?Bunların hepsinin toplum içinde bulunmasında sorun yok,ama orada kendi halinde kimseye zarar vermeyen köpeğe gelince konu, bunların buraya girmesi yasak değil mi oluyor öyle mi?Bi siktir git lütfen!çevreye kendi verdiğin rahatsızlıkları bi düşün,gözden geçir önce ki ondan sonra başka insanların ya da hayvanların haklarını/yasaklarını sorgulayabilesin.
Ha o da mı olmadı,o zaman git kendine bir araba al,ne sen böyle durumlarla karşılaşıp o nadir bulunur rahatını boz,ne de çevrendeki insanların sinirini zıplat.En mantıklısı bu bence.

2 Aralık 2010

Şimdi gelecekteki kendine mail atma zamanıdır.

Pek sevgili okuyucu,farkettiysen son 2-3 yazım keşfettiğim yeni siteleri önerme içerikli olmuş.Neden diye sorarsan,ilham perimi kaybettim,yazacak adam gibi şeyler bulamıyorum diye itiraf etmem,hayır yapmam bunu.En pişkininden,değişiklik olsun biraz dedim,fikirlerimi paylaşmak istedim diye hedelenirim.Ve site önerme eylemime devam ederim.İlgilenmiyorsan bundan sonrasını okumayabilirsin.Ama oku bence.
 En son keşfettiğim sitenin içeriğine gelirsek; kendine ileriki bir zamanda ulaştırılmak üzere bir mail atmana yardımcı oluyor bu site.Bu kadar basit.Ve bir o kadar da eğlenceli.
Anasayfada göndermek istediğin mail adresi(illa kendine göndermek zorunda değilmişsin),konu başlığı ve doğal olarak göndereceğin mail için bir alan var.Bu kısımları hallettikten sonra maile ne zaman ulaşmak istediğini seçiyorsun.İster 2 yıl sonra,ister 10 yıl sonra,ister 1 hafta sonraya gönderebiliyorsun.Son olarak da mailini sessiz sedasız gönderip gitmek mi yoksa sitede diğer kendine mail gönderenler arasında yayınlanmak mı istediğini seçiyorsun.İşte bu kadar!
 Ben şahsen,2 yıl sonra ulaşacağım bir mail gönderdim kendime.Yazarken pek eğlendim,duygulandım,2 yıllık süre zarfında mail adresime zarar gelmemesini,o maile ulaşabilmeyi ve işalla ölmem o zamana kadar yarappim demeyi de unutmadım.Hiç bir aksilik olmazsa,yazarken geçirdiğimden çok daha güzel bir kaç dakika geçireceğimi umuyorum.
 Ve tabii ki linki paylaşmadan geçmiyorum. Adresimiz şöyle; www.futureme.org
Nasıl,güzel di mi? Haydin iyi eğlenceler :)

27 Kasım 2010

Doğduğum yılda neler olmuş?

 Geçen yazımda sürekli yeni siteler keşfetme manyağı olduğumu belirtmiştim.İşte bu site de bir internet turu sırasında keşfedildi,pek beğenildi,o yüzden paylaşılıyor şimdi.

Site adından da anlaşılacağı üzere,doğduğunuz yılda neler olduğunu anlatan güzel bir içeriğe sahip.Tıkıyorsunuz linke, doğum yılınızı yazıyorsunuz,ardından site bulunduğumuz yıldan geriye sayım yaparak doğum yılınızda neler olduğundan bahsediyor size.
Örnek olarak kendi doğum yılımı yani 1992'yi vereceğim;

Doğduğum yılda, en fazla satan film Aladdin'miş.
 Oscar ödüllerinde,en iyi film ödülü Unforgiven'a gitmiş.En iyi yabancı film Indochine,en iyi erkek oyuncu Scent of a Woman filmindeki rolüyle Al pacino,en iyi kadın oyuncu ise Howard End filmindeki rolu ile Emma Thompson seçilmiş.En iyi yönetmen ise,Unforgiven filmiyle Clint Eastwood olmuş.

 O zamanlar insanlar daha fazla kitap okurmuş.1992'nin Amerika en çok satanlar listesinin başında da Stephen King'ten Dolores Claiborne varmış.
Doğduğum yılın Nobel edebiyat ödülü Derek Walcott'a,Nobel Barış ödülü,Rigoberta Menchú Tum'a ,Nobel fizik ödülü ise Georges Charpak'a gitmiş.

90'lı yıllar, World Wide Web'in başlangıcını görmüş.E-mail gittikçe popülerleşmiş.Doğu Asya ve Avrupa'da hayat standartları yükselmiş.Sovyetler Birliği dağılmış.Soğuk savaş sona ermiş.Irak,Kuveyt'i işgal etmiş.Etiyopya Sivil Savaşı sona ermiş.Dolly adında bir koyun kopyalanmış.Amerika başkanı Bill Clinton Lewinsky skandalına bulaşmış.Almanya yeniden birleşmiş.

1992'nin bir ayındaki Life dergisinin kapağı şöyleymiş;

Ben 9 yaşındayken, Yüzüklerin Efendisi:Yüzük Kardeşliği sinemalarda gösterime girmiş.8 yaşındayken,The little Wampire filmi varmış.7 yaşındayken de The Emperor's New Groove/Şaşkın İmparator adlı Disney filmi gösterimdeymiş.

I remember you back in 1992
When they were putting us down
Trying to tramp us into the ground
You exploded like a flame in the night
With a righteous indignation
Told us "everything gonna be alright"

Bu da Black 47 adlı grubun ''Change'' isimli şarkısından bir bölümmüş.

^^Daha pek çok şey yazıyor sitede doğum yılımla alakalı,güzel ve akıcı bir anlatım kullanılmış.Ama hepsini çevirmeye üşendim ben.Siz de doğduğunuz yılda dünyada neler olup bittiğini öğrenmek isterseniz bir göz atın derim ben :)

Tam buradan gireceksin siteye ; http://whathappenedinmybirthyear.com/
Haydin iyi eğlenceler :)

Ah bir normal olsam.


Son zamanlarda giderek daha fazla istediğim bir şey,kendime dur diyebilmek.Ne durması,ne diyor bu hatun demeden sen açayım hemen;
Bak şimdi,boş zamanlarımda internete girip bloguydu,forumuydu,ilginç siteleriydi vs. takip edebileceğim ilgimi çeken ne varsa takip etmekle uğraşıyorum ben.Tabi hepimiz bir sürü site takip ediyoruzdur ama benimkisi birazcık farklı sanırım.Diyelim bir blogu beğendim,onu izleyeyim madem deyip devam etmiyorum yoluma.Büttüüün yazılarını okumayı kendime görev ediniyorum.Ya da bir forum mu ilgimi çekti?O forumun ıncığını cıncığını çıkarmadan içim rahat etmiyor.Yer imlerine alıyorum mesela,başlıyorum en sondan(evet sondan,öyle de garip bir takıntım var.) her konuyu,her içeriği okumaya.
Hal böyle olunca,ne okunacak,gezilecek siteler ve yazılar bitiyor,ne zaman buna yetiyor,ne de ben rahatça kapatabiliyorum güne gözlerimi.Ciddiyim olm.Öyle an geliyor ki,şu sayfayı da okuyayım şunu da bitireyim diye diye gözlerim kan çanağı oluyor,gün ağarıyor,uykusuzluktan kafamı kaldıramıyorum yine de bilgisayarı kapatamıyorum.Bir de takibe alınacak siteler her geçen gün artıyor,kafam karışıyor,bir süre sonra error vermeye başlıyorum,yine de durmuyorum,hep daha fazlası olsun,her şeyi bileyim,hepsini takip edeyim,daha fazla öğrenmeliyim gibi bir tepkime içindeyim her an.internet bağımlısı olmuş olabilir miyim acep?Yoo yoo,bu kadar basite indirgeyemem her şeyi.Daha karizmatik bir şeyler olsun misal; yenilikleri takip edip yutmadan rahat edememe bağımlılığı.Ehm,bu da olmadı.
Zaten internetle sınırlı değil bu her şeyi takip etme isteği.Misal bir kitapçıya girdim,okuyabileceğim her kitabı almak,okumak istiyorum,sürekli bunlarla vakit geçirmek istiyorum,ya da her gördüğüm filmi izlemek istiyorum,bunu başaramayınca da psikolojik olarak rahatsız hissediyorum kendimi.Tabi bir de kitapları film dvdlerini satın aldıktan sonraki mutluluk ve hepsine sahip olacak kadar zengin olamamanın verdiği üzüntü de var ki,ona hiç girmiyorum.Şu an bile,şu kitabı okusam,şu şarkıyı dinlesem,şu siteye girsem şunu etsem bunu etsem diye düşünüyorum,.Her yeni şey keşfettiğimde mutlu oluyorum ama,keşfedilecek şeyler hiç bir zaman bitmediğinden ve bitmeyeceğinden üzerimdeki rahatsızlık hissi hiç gitmiyor.
Sence de hayat,dünyanın sunduğu bilgileri ve olanakları yaşayabilmek için fazla kısa değil mi?Keşke bir kaç yüzyıl yaşayabilsem de tüm kaynakların altını üstüne getirebilsem.Olmadı uyumaya hiç ihtiyacım olmasa  mesela,uyumayı bu kadar sevmesem ya da.Yattım mı kalkamıyorum yataktan çünkü,saatlerce uyuyup kalktıktan sonra da pişman oluyorum o kadar uyuyup vakit kaybettiğime.Hiç uyumasak,uyku saatlerinde daha fazla şey öğrensek daha güzel olmaz mıydı sence de?
Neyse işte böyleyken böyle sevgili okuyucu.Kendime dur diyebilmeyi istiyorum kısaca ama beceremeyeceğim biliyorum.O yüzden mümkünse isviçreli bilim adamlarından,bir sayfayı saniyede okuyabilmek gibi işimi kolaylaştıracak buluşlar bekliyorum.Ya da 8 saatlik uykuya eşdeğer bir ilaç falan.

Buluş demişken geçenlerde yeni bir site keşfettim,görsel iletişim,tasarım,ilham ve fikir merkezi diyor kendine.Pek hoşuma gitti,takibe aldım!
Mesela şöyle bir tasarım paylaşmış bu site;
Hepimiz zaman zaman çorabımızın tekini kaybederiz herhalde,işte bu poşet de,diğer teki olmayan çorapları kirli ya da temiz bir şekilde koymamız için tasarlanmış.Bence pek eğlenceli ve yararlı bir çalışma olmuş.

Bir ihtimal sen de böyle ilginç şeylerden hoşlanıyorsan sitenin linkini de vereyim hemen.Sonra paylaşmadı,kendine bencil olm bu olmasın. Kendine bencil de güzel oldu bu arada.Her neyse,here is the link; www.jiklet.com 

Senin takıntılarından banane olm,işe yarar bir şeyler yazsana da demiş olabilirsin içinden,haklısın tabi.Okumasaydın o zaman lan diyesim gelir içten içten.Sen de nereden bileyim lan böyle tırt bir yazı olduğunu bir uyarı falan koysaydın ya dersin sonra,yine haklısın.Susayım ben o zaman.

Daha mantıklı paylaşımlarda görüşmek üzre sevgili okuyucu.Öperim.

18 Kasım 2010

Bayram gelmiş,niye gelmiş?

Olmuyor,ne kadar zorlarsam zorlayayım içimde bir yerlerde 'gelenek görenek olm bunlar güzel şeyler' diyecek bir iç sesi ne kadar ararsam arayayım olmuyor,bayramları se-ve-mi-yo-rum.
Çocukluğuma inelim mesela.Ah nerede o eski bayramlar diyecek kadar yaşımı başımı alamadım maalesef.Kendimi bilecek yaşa geldiğim andan beri yaşadığım bayramlar hep aynı sıkıcılıkta ve zoraki geçti benim için. Normal zamanda bir hal hatır sormayı bile çok gören nice akraba nice tanıdığın sırf bayram diye gelip yaptığı uzunca ziyaretler,yapma gülüşmeler eğleşmeler.Aynı yüzeyselliği paylaşan sohbetler..
Çocuk kısmısı olarak bize düşen de gidilen yerdeki tüm büyüklerin teker teker elini öpmek,sonradan gelenler için ayrıca bir el öpme seromonisine talim olmak ve kim ne kadar para verir diye düşünüp hesaplar yapmak.Hani böyle deyince bir zararı sıkıntısı yokmuş gibi görünüyor ama öyle değil işte.Onca yıl boyunca zerre sevmediğim akrabaları ziyaret edip bütün aptal sorularına aynı sabırla ve sevimlilikle yanıt vermek,üstüne bir de o akrabaları kendi evinde ağırlamak.Kız çocuğu olunca erkek gibi çıkıp oynama kapı kapı gezip para ya da şeker toplama gibi şansım da yoktu tabi.Evde oturup yapılan yemeklere tatlılara böreklere yardım etmek,temizlik yapmak,gelen misafirlere bir şeyler ikram etmek zorundaydım.
Ben ki,bir insanın ulaşabileceği maksimum üşengeçlik seviyesine ulaşmış,tembelliğin nirvanasına kadar çıkıp gelmiş bi insanım.Üstüne insanlardan da pek hoşlanmam,daha doğrusu akraba kısmısından yüzeysel ve çıkarsal ilişkiden ötesini düşünmeyen kişilerden.E hal böyle olunca,hem insanlarla hoşbeş etmeyi hem de sürekli hareket halinde olmayı üstüne üstlük tüm bu eylemleri aynı dengede aynı neşeli havada sürdürebilmeyi gerektiren geleneği benim önüme koyarsan,sevdiremezsin tabi.
Henüz pek genç olduğumdan mütevellit,o eski bayramları ve bayram ruhunu da yaşamadım hissetmedim hiç dediğim gibi.Zaten içinde büyüdüğüm ailede de o ruhu pek görebildiğim söylenemez.Genetikten ibaret de olabilir tüm bu olay.Babam da hiç sevmez bayramları.Öyle yani.

^^Evet içi çürümüşün tekiyim,zaten gelenekten görenekten ne anlarım ki ben falan filan.
 ^^Kurban kesme olayını da hiç sevemedim zaten.Küçükken babamla balık tutmaya gittiğimizde o balıkları tutar kovaya atar,ben de boş bulunduğu anda teker teker geri atardım denize balıkları.Öyle de duygusalım bu hayvan öldürme olayına karşı.
^^Ha iş eti yemeye gelince hiç duygusal olmuyorsun dersen bi şeycik diyemem o da ayrı.
^^Ha bi de deliye her gün bayrammış duyduğum kadarıyla.
^^Bu da Barış Manço'dan bayram sevenlere gelsin

15 Kasım 2010

Tatil gelmiş hoş gelmiş

Tam da bloğuma yeni bir yazı eklesem ne güzel olur di mi diye düşünüp ne yazacağıma da karar vermişken,boş notepad sayfasına bakıp nasıl başlayacağını bir türlü bulamamak var ya, çok pis bi şey!
Bak bu da bi başlangıç oldu iyi kötü,di mi?
9 günlük bir tatile girdik geçenlerde paldır küldür.Paldır küldür diyorum çünkü daha tatilimin ilk dakikalarında başlayan hastalığımdan sümüklü sümüklü başımı kaldırdığımda çoktan insanlar tatil yapıyoz laa sen ne yatıyorsun evde havasında benimle dalga geçmekteydi!Ayıp diye bişey var ama bunlar daha duymamış zannımca.Tüm okul dönemi boyunca hasta olayım da okula gitmeyeyim biraz yeaa diye dua etmeme karşın turp gibi ortada gezinmek zorunda kalıp okulun son günü hasta oluşum da kaderin ayrı bir ironisi olsa gerek bana,bir garezi olsa gerek,yanlış mıyım?
Neyse ki çok geç olmadan yediğim içtiğim onca c vitamini işe yaradı da,yan gelip yatma planlarıma yeniden kavuştum.Hasta olup da yatmak zorunda olmakla hasta olmamana rağmen yatmak arasındaki farkı bilmeyip bana ee ne farketti şimdi diye bakıyorsan da çok ayıp ediyorsundur,darılırım.
Şimdi efendim,yan gelip yatmak deyince pek bir mutlu olan nacizane bedenim ve ruhumla birlikte pek asosyal planlara girişiyoruz biz birlikte.Okuldan ve ödevlerden arta kalan her saniyede bir yastık bir yorganla iç içe olmak,yanında mutlaka abur cubur nezdinde bir şeyler barındırmak ve okunulacak kitaplar izlenilecek filmler listesinden madde eksiltiyor olmak bu asosyal planların içerisinde çok büyük önem teşkil ediyor.
Ana mutluluk kaynaklarım bunlar çünkü benim.Bir kitap okuması olsun,bir müzik dinlemesi olsun,yeni bir film sevdiğim bir diziyi yeni baştan izlemek olsun,ya da sokak ortasında oturup bir kediyi saatlerce sevmek olsun(bu konuya ayrı bir yazımda değinmeye karar verdim,unutturma sakın e mi) hep kutsal şeyler benim için.
Çevremde hadi şuraya gidelim,bak bugün şurada şu etkinlik varmış,ya bi içsek dağıtsak mı hacı diyen arkadaşlar, beni yap beni yap diye gözüme gözüme girmeye çalışan ödevler, kaç yıllık mikrobum,böyle pislik görmedim diye beni odamdaki dağınıklığı ve pisliği temizletmeye  çalışan etkenler,beni küçük mutluluklarımdan ayırmaya çalışan çeşit çeşit şey var.Şimdi bu etkenlerin hepsini bir kenara bırakıyor, hiç bir güç beni bu tatilde yerimden kalkmaya ya da bilgisayarımı kapattırmaya cüret edemez diyor ve Chuck dizisinin yeni bölümünü izlemeye koyuluyorum.
Herkese iyi tatiller! :)
O değil de,kredi kart borcumun son ödeme tarihi de bugünmüş,napsak ki?Boşver yeaa.
O değil de2,sana da bu yazı biraz götü başı ayrı oynayan cinsten gelmedi mi?Doğruyu söyle bak,vallahi darılırım.
O değil de 3 ve son,üşenmeyi bir kenara bırakıp bloğa yazı yazıyor oluşum da çok büyük gelişme bence,di mi?

7 Kasım 2010

Burunsal meseleler.

Düşünüyorum..Daha doğrusu düşünmek zorunda kalıyorum.Neden mi?Burnum üşüyor da ondan!Sıcacık tutan çoraplarımı ayaklarıma geçirmişim,hırkamı giymiş,kafama kadar yorgana sarılmışım,uyumaya hazırlanıyorum.Ohh mis di mi?Değil işte.2-3 dakika içerisinde burnumun ucundan ucundan donmaya başladığını hissetmeyeyyim mi!Eh haliyle tamamen ısınmayan vücudum uyuma konsantremi ve şevkimi bozarak beni düşünmeye sevk etti.Neyi mi?Burunluk icat etmeyi!
Üşüyen yerlerimizi soğuktan korumak amaçlı yapılmış şeylere şöyle bir göz atalım. Eldivenimiz var,çoraplarımız var,atkımız var,yahu kulaklıklarımız bile var,her yanımız sıcacık,ohh mis di mi?Değil işte. Yahu bir Allahın kulu da çıkıp demiyor mu her şey iyi hoş da burnum dondu lan ne iş !? diye. Ben diyorum mesela.Burnum üşüyünce diğer yerlerim de psikolojik olarak üşüyor hem,burun büyüklüğü arttıkça üşüme katsayısı da doğru orantı da artıyor heralde,bilemedim.Ama benim burnum üşüdüğünde,kış vakti denize girmiş gibi oluyorum bir süre sonra,tirim tirim titriyorum,vallahi bak!
İşte bu yüzden,burunluk icat etmeye karar verdim.Özellikle benim gibi hatırı sayılır büyüklükte burna sahip insanların çok işine yarayacaktır.Şöyle burnu tamamen saran,içten tüylü,dıştan estetik bir görünüm veren bir şeyler kafamda canlandı bile.Üşüyen burunlar yüzünden azalan yaşam kalitesine son! İyi para da kazanırım ben bundan ha! Ohh mis!

Ses,deneme,bir ki

Merhabaaağ! (bir sid cümleciği. hep böyle selamlarım ben sizi,
sonra ağzın burnun mu yamuk niye kayıyo bu konuşma demeyin olur mu canlarım,he güzel o zaman.)hep blog açmak istemişimdir,beyle ben de bir şeyler yazayım beni de takip etsinler tanıyanım sevenim olsun neyim eksik lan benim hıı? diyerek içimdeki ukteyle yaşamışımdır yıllarca.Yıllar oldu mu la bloglar çıkalı?


Neyse.Ara ara gaz geliyor hadi lan açıyorum bi tane deyip giriyorum buralara,sonra ne isim bulsam ki şimdi diye bakıyorum ekrana,o da bana 'bana mı soruyon hödük blog senin blogun' diyor mesela,çok gzel anlaşıyoruz böyle karşılıklı,vazgeçiriyor beni.Ya da isim buldum diyelim,bu sefer ne yazacağımı bilemiyorum,kah bir ergen bloğumsusu kah şiirsel paylaşımlar(negzel tamlama di mi) dan öteye gitmiyor yazdıklarım.
Sonra gün geldi,tweet hesabı açtım kendime utanmayarak,adını ne koysam diye düşünürken Delikedi yapayım dedim,aynı ben lan deli bi kedi işte! Ama meğerse kapmış birileri benim vasfımı,o zaman kelimeleri döndürürüz biz de dedim, kedideli oldum! Hani hem deli bi kediymiş de hem de kedi delisiymiş de bi yandan da kedidilini çağrıştırıyormuş gibi bir şey. Bi sevdim bi sevdim anlatamam! Böyle güzel bir isim bulduktan ve kaynaştıktan sonra da blog açmaya geldi sıra,ne yazacağımı hala pek bilmiyorum ama,ossun başlamak bitirmenin yarısıdır demişler,ne gzel demişler diy mi?Evet.
Öyle işte. Haydin hoşgeldin deyin yeni kardeşinize,sevgi pıtırcığı yapın onu,sevin,okşayın.. öhm.Tamam.

Bayyyyy!