Blogroll

eğlenmece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eğlenmece etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2014

İlk Victoria's Secret Kataloğu



Yayınlanan ilk Victoria's Secret kataloğu 1979 yılına aitmiş. Kızlarımıza laf yok ( hepsinin sarışın olmasına acayip gıcık olmuş olsam da) her zamanki gibi güzeller içinden seçilmişler. Ama aynı şeyleri gecelikler için söyleyemeyeceğim :))



Ponponlu terlikler yeteri kadar değer görmüyor bak ben diyim.

Güzel olduğum kadar entelektüelim de.

Ahahah doktor bu nee?

Bunu sevdim bak.

Yorgandan bozma picama.

Çiçekler ve duvar kağıdı beni benden aldı.

Arkadaki ablamız abi de olabilirmiş yadırgamazdık.

Tamam hadi sen de fena değilsin.  Ponpondan kurtardın.

7 Mart 2014

Okurun Hakları



' Okurun Hakları ' Daniel Pennac adlı Fransız yazar tarafından yayınlanmış mini bir bildirge. Egoist Okur sitesine bakınırken buldum ve sizinle paylaşmak istedim. Bence çok iyi düşünülmüş ve hazırlanmış bir bildirge, hemen hemen hepsine katılıyorum ve bugünden itibaren haklarımızı her yerde anlatmaya başlıyorum! :P

Bakalım siz sevgili kitap kurtları bu haklar konusunda ne düşünüyorsunuz :)

İllüstrasyon Quentin Blake'e ait.



1. Okumama hakkı.                     ( Bugün okumuyorum. Im hım. )


2. Sayfa atlama hakkı.               (Özellikle uzuun betimlemelerde bu haktan yararlanmak  zorunda kalıyorum :) )

3. Bir kitabı bitirmeme hakkı.      ( Kitap sıkıcı olabilir, sonunu getiremiyor olabiliriz, ya da sadece sonları sevmiyor, sevgili 11. doktorumuzun yaptığı gibi son sayfayı yırtıp atıyor da olabiliriz. Bu bizim hakkımız. Sırf kitabı bitirmedik diye o kitabı okumamış sayılmayız. )

4. Tekrar okuma hakkı.              (  Her okumada farklı şeyler hissettiren, düşündüren, her yaş  döneminde yeniden okunması gereken sayısız kitap var. Tabi bir de sırf çok sevdiğimiz için defalarca okumak istediklerimiz  var. Kitapseverler için bu bir hak değil, sanırım bir bakıma zorunluluk :) )


5. Canının istediğini okuma hakkı.    ( Hani belli bir tarzda kitap okuduğu için eleştirilenler, kaç   yaşına geldin bunu mu okuyorsun diye sorgulananlar var ya. Hah işte bu hak burada devreye giriyor. İstediğimi okurum, sana ne arkadaşım! )

6. “Bovarizm” hakkı.              (  Bovarizm ne ola diyenler için.  Kavrama tam hakim değilim ama  bir roman karakteriyle kendini özdeşleştirmek  olarak uyarlayabiliriz sanırım bu kuralı. Özdeşleştirme kısmını bilemem ama yerinde olmak istediğimiz roman kahramanlarını düşündükçe içim bir hoş oluyor! )

7. Canının istediği yerde okuma hakkı.    ( Otobüste, koltukta, ayakta, okulda, iş yerinde,   kuaförde, banka sırasında, aklınıza gelebilecek her  yerde çantamızdan bir kitap çıkarıp başka bir  dünyaya dalabiliriz. Hem en doğal hakkımız hem de  çok güzel bir şey :). Yadırgamayınız. )

8. Çöplenme hakkı.            ( İnsanlar   kitaplarını ulu orta bırakmamalıdır. Zira her an kitap açı bir arkadaşın melül bakışları altında kitaplarını vermek zorunda kalabilirler. Çöplenmek hakkımız. Tabi geri vermek şartıyla!!! )

9. Yüksek sesle okuma hakkı.             ( Bu hakka katılamayacağım işte. Kitap kurdu bir insan olarak etrafımda sesli ya da fısıldayarak kitap okunması beni bile rahatsız ediyor. Başkalarının sessizlik hakkına saygısızlık bir bakıma. Tek başımıza değilseniz ya da birisi özellikle sesli okumamızı istemediyse, böyle bir hakkımız yok. )

10. Susma hakkı.            ( Kitabı okurken mi susuyoruz, okuduktan sonra mı susuyoruz, bize kitap sorulduğunda mı susuyoruz? Bu hak konusunda kafam karışık biraz :) Ama susmak güzeldir. Susmak herkesin hakkı. )


                                                                                       Kitap dolu günlere.. :)

4 Ocak 2014

Hayvan deyip geçmeyelim.

Eski kayıtlarıma bakıyorum da, ne kadar ilginç şeyler bulup buluşturmuş paylaşmışım buralarda. Artık iyice tembelleştiğimden midir yoksa internet kurdu olma özelliğini kaybettiğimden midir, öyle ilginçliklere pek rastlamıyorum, dolayısıyla buraları baya unuttum. Ama 2014 kararı aldım kendime, ilginç olsun olmasın, hoşuma giden her şeyi, bazen okumalarımı, bazı bazı hayatımdan parçaları nadiren de keşfettiğim ilginçlikleri paylaşacağım. Biraz konsept değişikliği olacak sanırım ama, olsun. Ben kararımdan pek memnunum :)

      Alakasız giriş yazısından sonra konumuza gelelim. İnternet üzerinde, vintage görüntülerin paylaşıldığı siteleri severek takip ediyorum, eski zamanlara dair hayatlar, şehirler, insanlar ve hatta hayvanlara göz atmak nedense hep ilgimi çekmiştir. Bugün de hayvanlardan gireceğim konuya, günümüzde her yerde dolaşan kedi köpek fotoğraflarından ziyade, daha eskilere, zeki ( eğitilmiş demek daha mı doğru olur bilemiyorum ) hayvanların görüntülerini paylaşmak istiyorum. Ben her birine bakarken çok eğlendim, bakalım siz de sevecek misiniz :)


2 yaşındaki şempanze Judy, bir bebeği beslerken :) Fotoğraf 1968 yılına ait.




      1959'da bir sirk fili olan Kam araba sürmeye çalışırken fotoğraflanmış. Ama o arabaya binmek ne kadar güvenlidir bilemiyorum :))




       Pepi ve Janet espresso makinesini çözmeye çalışırken. ( 1956, Londra )





   Çarpışan araba deneyimine bambaşka bir bakış! Yine Londra bu sefer 1954'ten.





  Sanat ne içindir? Sanat maymun içindir! Acaba papağan da şarkı söyleyerek eşlik ediyor mudur? 1927 yılına ışınlayın beni :)





Yazıyı blogun adının hakkını vererek kedilerle kapatalım.Kedileri roket uçuşları sırasında hareket etmeden durmaları için kutularda tutan Uzay Araştırmaları Laboratuarı. Bunu hiç eğlenceli bulduğumu söyleyemeyeceğim ama. Hatta gerçekten nefret etmiş olabilirim. Fotoğraf 1963 yılına ait.


Daha fazlası içinVintage Everyday'e göz atabilirsiniz. Bol kedili haftasonları :)

23 Nisan 2012

Vintage Sigara Reklamları ve Pek Kısa Bir Sigara Tarihi

 Uzun bir aradan sonra merhabaağ sevgili izleyicilerim. Bugün yine aylar öncesinden yazmaya karar verip de bir türlü eyleme geçiremediğim bir postla karşı karşıyayız: Vintage sigara reklamları!Araya da sigara tarihi ve yasaklarıyla ilgili bir kaç satır yazdım mı tamamdır. (O değil benim hoşuma gitti afişler ama çoğu markanın adını bile duymadığım düşünülürse pek de başarılı olamamışlar sanırım.)

  Buyrunuz efendim,keyifli okumalar.


Avrupa sigara ile Kristof Kolomb'un Amerika keşifleri sayesinde tanışmış. 16. yüzyılda bir Sir,Kraliçe Elizabeth'i sigara içmeye ikna etmiş. İlk yasaklar da bu dönemden sonra başlamış. 1794 yılında ABD'de sigaraya ilk vergilendirme işlemleri başlatılmış.



İlk sigara yapan makine 1881 yılında James Bonsack tarafından icat edilmiş ve kurduğu fabrikada her gün 120bin adet sigara üretimi yapılmış. James daha sonra Washington'da tanıştığı James Duke ile ortak olup bir sigara fabrikası kurmuşlar ve ürettikleri sigaralara Duke of Durham adını vermişler. Duke of Durham sigaraları aynı zamanda kapağında resim bulunan ilk sigaralarmış. Fabrika uzun yıllar dünyanın en büyük sigara üreticisi olarak kalmış ve o arada ismi American Tobbaco Company olarak değişmiş.



Sigara ile kanser arasındaki bağlantıyı ilk keşfedenler Nazi doktorları olmuş. Bunu ilerleyen dönemde Nazi Almanya'sında otobüsler,trenler vb. kapalı alanlarda sigara içmek yasaklanmış ve sigaraya uygulanan vergiler arttırılmış. Hitler'in günde 25 ila 40dal sigara içtiği bilinirken sigara karşıtı haline gelmesi de yasaklamaları etkilemiş tabii ki.
  Bu uygulamalara ve üretimin düşürülmesine rağmen,1940 yılına gelindiğinde Almanya'da sigara kullanımı 10yıl öncesine göre iki katı artmış. (Boşuna demiyorlar yasaklar her zaman daha çekicidir diye)


Nazilerdeki sigara karşıtı kampanyalar aynı zamanda anti-seministmiş,sigaranın Almanya'ya Yahudiler tarafından getirildiğini savunarak daha etkili olacaklarını düşünmüşler sanırım.

                                                               (Buna baya güldüm.)

Osmanlı'da ilk tütün yasağı ise Birinci Ahmed döneminde yaşanmış. Sebebi ise saraydaki mumlara gerekli olan balmumunun tütün bitkisinin böceklenmemesi için kullanılması ve bu talebe yönelik olarak balmumu fiyatlarının yükselmesiymiş. Artık balmumu temin edilemez duruma gelince Sultan Ahmed sigara üretimini ve içimini yasaklamış.

(Düşünüyorum düşünüyorum,bir sigara reklamında köpeklerin kullanılmasını,hatta sanki sigarayı içen onlarmış gibi gösterilmesinin mantığını bir türlü bulamıyorum. Bulan varsa alta yorum geçsin lütfen.)


Bu da Winston'un 'Taste Good Like A Cigarette Should' sloganıyla yayınlanan reklamı. Afiyetle içiniz! Pardon izleyiniz.
                                 

      Bir dahaki  yazıya kadar,kendinize iyi bakın,bol kedili günler!

Kaynaklar: kisawinstonsoft.tumblr.com
                 Vintage Everyday

25 Şubat 2012

1890ların Dansçı Ablaları.

Başlık yeterince açıklayıcı sanıyorum,o yüzden açıklamıyorum. Fotoğraflara bakın siz iyisi mi.  Ha etli butluluğa da bakın ayrıca. Benim iki bacağım kadar bacakları varmış ablaların. Bir de günümüz dansçılarına bak,çöp şiş gibiler,ne bileyim kürdandan halliceler. Peh!Yoksa mankenler miydi onlar,neyse o zamanlar böylesi modaymış işte ona içerlendim,anladın sen.


Hepsini geçtim o kilolara o bel ne ayak? Belden alıp bacaklara mı verdiniz,kaç sene korse taktınız,sırrınız ne abla?

Broadway yazıyor bir de utanmadan altlarında. Ben o zamanlarda yaşamış olacaktım,pehhey..

Yetkililere sesleniyorum,lütfen güzel kadın kiloludur,et but her daim tercih edilir modasını yeniden yürürlüğe sokun. Lütfen dedim bak.

Kaynak: http://www.retronaut.co/2012/01/exotic-dancers-1890s/

12 Ocak 2011

Sıkrinşat.


Bir Sheldon klasiği.

Evet yazamıyorum uzun zamandır.Sinema öğrencisiyim ya ben.Hani film çekmem falan gerekiyor ya.Çok meşgulüm falan ya.Peheeey yersen tabi.Yazamıyorum işte.İdare edeyim dedim şimdilik bununla. Affet beni sevgili okuyucu.

19 Aralık 2010

Ben senin yaşındayken,ohoo..

Uzun bir süreden sonra yeniden merhaba sevgili okuyucu..

Çok meşguldüm,sınavlarım vardı bla bla diyebilmek isterdim ama hayır,sadece ne yazacağımı bilemedim,bir zamanlar dünya dolusu gelen ilham perilerim beni terketti,ne yazacağımı bildiğimde de yazmaya üşendim.Böyle pis bişey oldum yani.Özür dileyerek yine çok ilham gerektirmeyen bir yazıya giriş yapmak istiyorum.

Yazımın konusuna gelecek olursak,internette gezinirken(ki artık bildiğiniz üzere bu çok sık yaptığım bir şey)
ilgimi çeken bir siteye daha rastladım.Bu sitenin özelliği;istediğiniz yaşı belirleyip kutucuğa yazdığınızda,karşınıza diğer insanların o yaştayken yaptığı önemli işleri çıkarması.
Bu yazım için,21 yaşı seçip Türkçeye çevirdim.Bakalım kimler 21 yaşındayken ne yapmış.

Jack London, Klandike altın avına çıkmış,zorlu geçen bir seneden sonra hiç altın bulamadan evine geri dönmesine rağmen en iyi öykülerini de bu dönemde yazmış.

Thomas Edison, ilk buluşunu gerçekleştirmiş: Elektrikli Oy Kaydedicisi.Bu icadı beklediği başarıyı yakalayamayınca,Edison kendini pazarı olan ürünleri icat etmeye adamış.

İtalyan kemancı ve besteci Giuseppe Tartini, ruhunu şeytana sattığı bir rüya görmüş ve uyandıktan sonra bu rüyasını anlattığı 'Devil's Sonata' en başarılı eseri olmuş.

John Dilligner,bir market soygununda yakalandıktan sonra,9 yılını hapiste geçirmiş.FBI tarafından vurulup öldürülene kadar da,Amerika'nın bir numaralı halk düşmanı olarak görülmüş. (Bu pek iyi bir örnek olmadı sanırım,neyse :) )

Herman Melville, güney denizlerinde çıktığı balina avının zorluklarına dayanamayarak,bir kaç arkadaşı ile gemiyi terketmiş ve bir süre bir yamyam kabilesi olan Typee yerlileri ile birlikte yaşamış.Ve bu günleri ünlü romanı Moby Dick'e ilham kaynağı olmuş.

İngiliz Kimyacı Humphry Davy, azot oksidülü(güldürücü gaz) keşfetmiş.Ve bu keşfinin anestezi amacıyla da kullanılabileceğini belirtmiş.

Jesse Ball, 129 saat boyunca uyanık kalmış.Aynı yıl içerisinde kendisine 13 yıl sürmüş gibi gelen bir rüya görmüş.

Pablo Casals, çello çalma tekniklerinde önemli düzenlemeler yaparak tarihe adını yazdırmış.

Luther Burbank, Lunenburg-Massachusetts yakınlarında 17 akrelik ( 1 akre: 4047m2) bir arsa satın almış ve 55 yıl boyunca sürdüreceği bitki yetiştiriciliğine başlamış.

Pittsburgh'lu şarkı yazarı Stephen Foster, hızlı bir şekilde başarıyı yakalayan şarkısı 'Oh!Susanna!' yı yazmış.

Fransız Matematikçi Evoriste Galois, grup teorisi de dahil olmak üzere pek çok teorisini bu yaşta bulmuş.

Ve son olarak hepimizin bildiği gibi, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u 21 yaşında fethetmiş.

Neden 21 yaşı paylaştığıma gelirsek,hayır 21 yaşında değilim ve bunu seçmemin özel bir nedeni de yok.

Siz de insanlar sizin yaşınızdayken kayda değer neler yapmış merak ediyorsanız,aşağıdaki linke tık yapabilirsiniz;

http://www.museumofconceptualart.com/accomplished/

Kişisel not: Şahsen,siteyi sunduğu içerik açısından başarılı buldum.Ama daha göze hitap eden tasarımlar kullanılabilirmiş.Ayrıca,yazıları okurken bir yerlerden 'Bak insanlar senin yaşında neler yapmış,sen hala burada oturuyorsun,kalk git bi işe yara!' gibi bir mesaj çıkmasını da beklemedim değil. :)

Kişisel Not 2: Bu yazıyı aynı zamanda, yazarbunlar.blogspot.com adresinden okuyabilirsin.Böylece üşengeçliğin nasıl dibine vurduğumu da anlayabilirsin.

Sağlıcakla kal sevgili okuyucu!

2 Aralık 2010

Şimdi gelecekteki kendine mail atma zamanıdır.

Pek sevgili okuyucu,farkettiysen son 2-3 yazım keşfettiğim yeni siteleri önerme içerikli olmuş.Neden diye sorarsan,ilham perimi kaybettim,yazacak adam gibi şeyler bulamıyorum diye itiraf etmem,hayır yapmam bunu.En pişkininden,değişiklik olsun biraz dedim,fikirlerimi paylaşmak istedim diye hedelenirim.Ve site önerme eylemime devam ederim.İlgilenmiyorsan bundan sonrasını okumayabilirsin.Ama oku bence.
 En son keşfettiğim sitenin içeriğine gelirsek; kendine ileriki bir zamanda ulaştırılmak üzere bir mail atmana yardımcı oluyor bu site.Bu kadar basit.Ve bir o kadar da eğlenceli.
Anasayfada göndermek istediğin mail adresi(illa kendine göndermek zorunda değilmişsin),konu başlığı ve doğal olarak göndereceğin mail için bir alan var.Bu kısımları hallettikten sonra maile ne zaman ulaşmak istediğini seçiyorsun.İster 2 yıl sonra,ister 10 yıl sonra,ister 1 hafta sonraya gönderebiliyorsun.Son olarak da mailini sessiz sedasız gönderip gitmek mi yoksa sitede diğer kendine mail gönderenler arasında yayınlanmak mı istediğini seçiyorsun.İşte bu kadar!
 Ben şahsen,2 yıl sonra ulaşacağım bir mail gönderdim kendime.Yazarken pek eğlendim,duygulandım,2 yıllık süre zarfında mail adresime zarar gelmemesini,o maile ulaşabilmeyi ve işalla ölmem o zamana kadar yarappim demeyi de unutmadım.Hiç bir aksilik olmazsa,yazarken geçirdiğimden çok daha güzel bir kaç dakika geçireceğimi umuyorum.
 Ve tabii ki linki paylaşmadan geçmiyorum. Adresimiz şöyle; www.futureme.org
Nasıl,güzel di mi? Haydin iyi eğlenceler :)

27 Kasım 2010

Doğduğum yılda neler olmuş?

 Geçen yazımda sürekli yeni siteler keşfetme manyağı olduğumu belirtmiştim.İşte bu site de bir internet turu sırasında keşfedildi,pek beğenildi,o yüzden paylaşılıyor şimdi.

Site adından da anlaşılacağı üzere,doğduğunuz yılda neler olduğunu anlatan güzel bir içeriğe sahip.Tıkıyorsunuz linke, doğum yılınızı yazıyorsunuz,ardından site bulunduğumuz yıldan geriye sayım yaparak doğum yılınızda neler olduğundan bahsediyor size.
Örnek olarak kendi doğum yılımı yani 1992'yi vereceğim;

Doğduğum yılda, en fazla satan film Aladdin'miş.
 Oscar ödüllerinde,en iyi film ödülü Unforgiven'a gitmiş.En iyi yabancı film Indochine,en iyi erkek oyuncu Scent of a Woman filmindeki rolüyle Al pacino,en iyi kadın oyuncu ise Howard End filmindeki rolu ile Emma Thompson seçilmiş.En iyi yönetmen ise,Unforgiven filmiyle Clint Eastwood olmuş.

 O zamanlar insanlar daha fazla kitap okurmuş.1992'nin Amerika en çok satanlar listesinin başında da Stephen King'ten Dolores Claiborne varmış.
Doğduğum yılın Nobel edebiyat ödülü Derek Walcott'a,Nobel Barış ödülü,Rigoberta Menchú Tum'a ,Nobel fizik ödülü ise Georges Charpak'a gitmiş.

90'lı yıllar, World Wide Web'in başlangıcını görmüş.E-mail gittikçe popülerleşmiş.Doğu Asya ve Avrupa'da hayat standartları yükselmiş.Sovyetler Birliği dağılmış.Soğuk savaş sona ermiş.Irak,Kuveyt'i işgal etmiş.Etiyopya Sivil Savaşı sona ermiş.Dolly adında bir koyun kopyalanmış.Amerika başkanı Bill Clinton Lewinsky skandalına bulaşmış.Almanya yeniden birleşmiş.

1992'nin bir ayındaki Life dergisinin kapağı şöyleymiş;

Ben 9 yaşındayken, Yüzüklerin Efendisi:Yüzük Kardeşliği sinemalarda gösterime girmiş.8 yaşındayken,The little Wampire filmi varmış.7 yaşındayken de The Emperor's New Groove/Şaşkın İmparator adlı Disney filmi gösterimdeymiş.

I remember you back in 1992
When they were putting us down
Trying to tramp us into the ground
You exploded like a flame in the night
With a righteous indignation
Told us "everything gonna be alright"

Bu da Black 47 adlı grubun ''Change'' isimli şarkısından bir bölümmüş.

^^Daha pek çok şey yazıyor sitede doğum yılımla alakalı,güzel ve akıcı bir anlatım kullanılmış.Ama hepsini çevirmeye üşendim ben.Siz de doğduğunuz yılda dünyada neler olup bittiğini öğrenmek isterseniz bir göz atın derim ben :)

Tam buradan gireceksin siteye ; http://whathappenedinmybirthyear.com/
Haydin iyi eğlenceler :)

21 Kasım 2010

Sen neymişsin be Disney.

Muhtemelen yeni bir şey değil bu,pek çok kişi tarafından biliniyordur,ama ben yeni öğrendim,paylaşmazsam çatlarım şahsen.
Geçenlerde site site dolaşır internet aleminde sörf yapmaktan kafam bulanır iken,bir link gördüm ' The Walt Disney Illuminati Pedophile Agenda ' adında.Şimdi adamlar diyor ki,bu Walt Disney aslında sizin bildiğiniz Walt Disneylerden değil,adam hem 33. derece mason hem illuminati üyesi hem de cinsi sapık bir pedofili!Vay efendim vay.
Dediklerine göre,bu Walt kişisi ve Disney şirketi tüm yapımlarında alttan alttan genç daha doğrusu çocuk nesillere erotizmi,illuminatiyi,çeşitli masonik sembolleri bilinçaltından işliyormuş.Örnek olarak da kariyerlerine Disney showları ile başlayan Britney Spears,Justin Timberlake ve Christina Aguilera'nın skandallarla dolu hayatlarını vermiş,bu durumun Disney'in sapık planlarına çok önemli bir ipucu olduğunu belirtmişler.

Örneklerini desteklemek için de bir kaç resim eklemişler;
Çizgi kahramanları ile erotik kıyafetler tasarlıyorlarmış

 
Çocukları uyuşturucuya özendirmek istenmiş burada
Bunu açıklamasam da olur heralde :)
                                                                            
Yapılan  yorumlarda,yazarı haklı bulduğunu belirten pek çok görüş var.Örneğin bir yazar, zamanında pedofili yüzünden ceza almış bir vatandaşın bu olayın ardından Disney şirketinde işe alındığını söylemiş görüşleri desteklemek için.Bir diğeri ise yazının tamamen doğru olmadığını,Disney'in masonik olmasının imkanı olmadığını savunmuş ancak bu şirketin ve diğer çoğu çizgi film yapımcılarının birer şeytan olduğunu,ve akıl yönlendirme/bilinçaltı mesaj gönderme gibi yöntemleri kullandıklarını söylemiş.


Yorumlarda ayrıca örnek video da eklenmiş ama buraya eklemeye çalıştığımda ekranın dışına taşmasına engel olamadığım için paylaşamıyorum maalesef :) Ama Youtube'a girer ve üstüne disney illuminati,disney hidden messages falan yazar isen,hadi o da olmadı yukarıdaki linke girip videoları oradan takip edersen,falan da filan edersen,başını unuttum cümlenin,neyse.

Bu iddialar ne kadar doğru ne kadar yanlış bilemem ama son yıllarda artan sapkınlıkların sorumlusunun küçüklüğümüzde izlediğimiz çizgi filmler olduğunu düşünsene bi! Nasıl mantıklı geliyor,her şey yerli yerine oturuyor di mi?Yaa.

Daha da Disney'e gelmem dememi bekliyorsun benden di mi,bekleme.İsterse dünyanın sonunu getirsinler,çizgi filmlerimden vazgeçmem arkadaş!O kadar.